Makaleler

Makaleler

Attentioner ile Dikkatimi Topluyorum Programı

Genel, Makaleler

Program Amacı                 : 

Davranışçı terapi elemanları ile desteklenmiş nöro-psikolojik bir program olan Attentioner programı ile;

  • Çocukların seçici dikkatlerini daha iyi toplamaları,
  • Bireysel denetleme mekanizmalarını geliştirmeleri,
  • Arzulanan sosyal davranış biçimlerini kazanmaları amaçlanır.

Programın Etkisi              :

  • Programda beynin sistematik olarak artan düzeyde çoklu uyaranlarla karşılaştırılarak, bilişsel fonksiyonların seviyesi arttırılır.
  • Program ile beyinde yeni aktif yolaklar oluşturulur, eskiyen/hatalı yolaklar yenilenir.
  • Sonuç olarak, işlevsellik onarılır.

Uygulama                           :

Yapılandırılmış 15 oturumluk program; bireysel veya grup olarak uygulanabilir. Haftada bir gerçekleştirilen her bir oturum ortalama 40 – 60 dakika arası sürede uygulanır. Her oturumda ortalama 4 görev ve bir ev ödevi bulunmaktadır. Gizli ev ödevleri ile çocukların farklı sorun çözme becerilerini geliştirmeleri, organize olabilmeleri ve aktivite başlatabilmeleri kolaylaştırılır. Ödül sistemi ve sosyal davranış kartları ile sosyal davranışların gelişmesi, dürtüselliğin önüne geçilmesi hedeflenir. Grup olarak uygulanması ile rekabet ruhuna uygun motivasyonun gelişmesi, ödül sistemi ile davranış düzenlemesi, günlük hayat sorunlarının simüle edilmesi sağlanır.

Hedef Kitle                        : 

7 – 18 Yaş grubundaki çocuklar

Hedef Gelişim Alanı       : 

Attettioner programı ile dikkatin dört yürütücü işlevi olan;

  • Focussing – Odaklanma: (Uyaranları önem sırasına göre sıralayarak gerekli reaksiyonu gösterme)
  • Multitasking – Bölünmüş dikkat: (Aynı anda 2 veya 3 ödevi yapabilmek)
  • Alertness – Zindelik: (Dış uyaranlara yaşa uygun yanıt vermek)
  • Vigilanz – Uyanıklık: (Değişen uyaran serilerinin farkına varmak ve uyaran şiddetinin azalmasına rağmen dikkati sürdürebilmek) alanlarının geliştirilmesi hedeflenir.

Zaman Yönetimi

Genel, Makaleler

Zaman kavramını tanımlamak hakikaten güçtür. Fakat buna rağmen zaman deyince hepimizin aklında bir şeyler belirir. Zamanın akıp gitmesini durduramayız. Zamanı hep saatle ilgilendiririz ama saat sadece güneşin gökyüzünün bir taraftan diğer tarafa nasıl geçtiğini gösterir. Herkese eşit olarak dağıtılan bu zaman kavramını, diğer iktisadi kaynaklar gibi biriktirip daha sonra kullanma gibi şansımız da yok. Goethe’nin de dediği gibi “hırsızların en zararlıları zamanımızı çalan hırsızlardır.”Aslında zaman hızla akan yaşamımız içinde hepimizin en büyük sorunlarından biridir hiç kuşkusuz. Zaman kavramı günümüz itibariyle daha da önem kazanmıştır. Nasıl ki düne göre zaman kavramı önem kazandıysa yarın için de bugünkünden daha öncelikli olacağı kesindir. Bir günde 24 saat vardır ve bu herkes için aynıdır. Farklı olan ise bu 24 saatin kullanış şeklidir. Aşağıdaki tabloda 24 saatin insanlar tarafından genelde nasıl harcandığı görülmektedir.

FAALiYET SÜRE (SAAT

UYKU 8
TEMIZLIK 1
YEMEK 3
SEYAHAT 2
ÇALIŞMA 8
+ ——–
TOPLAM 22

Yukarıdaki tabloya göre bir gün içinde kendimize ayıracak 2 saat zamanımız kalıyor. Birde çalışma saatlerinin genelde 8 saatin üzerinde olduğu düşünülecek olursa, elimizdeki iki saatin gittiği de görülmektedir.
Her sabah hesabınıza 86,400 dolar yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Bunu istediğiniz herhangi bir şekilde kullanabilirsiniz – sadece bir koşul var: Harcamayı başaramadığınız meblağ ne kadarsa, ertesi güne devretmez. Ve onun hiçbir bölümünü her ne nedenle olursa olsun, saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86,400 dolar bulacaksınız.
Farkında olsanız da olmasanız da, yaşamınızın her gününde bu durumla karşılaşmaktasınız. Zaman “banka”dır ve size her gün istediğiniz gibi harcayabileceğiniz 86,400 saniye verilir. Ve bu saniyeleri kullanmayı başaramazsanız, onları ebediyen kaybedersiniz.

Zaman kavramı aslında herkes için aynıdır, yani herkes için 24 saattir. İnsanlar arasındaki farklılıkları doğuran zamanı nasıl kullandıklarıyla ilgili verimlilikleridir. Sahip olduğumuz 24 saati fazlalaştıramayacağımıza göre en mantıklı çözüm elimizdeki 24 saati en verimli şekilde değerlendirmektir. Fakat hepimiz zaman planlaması kavramının çok gerekli olduğunu söyleriz de bir türlü bu işe başlayamayız. Bu durumda yapılması gereken ise, işin en kısa zamanda ve en az çabayla nasıl yapılacağını öğrenmektir.
İşlerini yetiştiremeyen bir çalışan büyük olasılıkla zaman yönetiminden bihaberdir. Mesaisini verimli bir şekilde kullandığı zaman şüphesiz işlerini zamanında bitirebilecektir. “Zaman insanın sahip olduğu yegane sermayedir ve başarını ilk şartı da bu sermayeyi akıllıca kullanmasını bilmektir”

ZAMAN BÜTÇESİ :
Etkili bir zaman bütçesi yapabilmek için en azından aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir.
Zamanınızı bütçeleyin fakat belirli ölçülerde toleranslı olsun.
Olmayacak işlere vakit harcamayın
Yardımcılarınızdan ve elemanlarınızdan etkin bir şekilde yararlanmayı bilin
Kendiniz ve birlikte çalıştığınız insanların özel sorunlarına gereğinden fazla zaman ayırmayın
Açık kapı politikanızı sınırlandırın
İşi bitirdiğinizde bırakmayı bilin
Mali bütçede olduğu gibi zaman bütçesinde de kayıt tutun.
YEDEK ZAMANINIZ OLSUN
Hiç bir zaman her şey planladığımız gibi aynen gerçekleşmez. Bu nedenle çalışma süremizin, ortalama % 60 kadar kısmını planlamamız doğru olacaktır.
Zamanımızın % 100 ‘ünü veya buna yakın oranını planlamamız önceden tahmin edilemeyen, süreleri bilinmeyen durumlar nedeniyle imkansızdır. Bu nedenle bu durumlar için yedek zaman ayırmalıyız.
Zamanımızı planlarken 3 ana kategoride değerlendirmeliyiz.
A- % 60 planIanmış işIer için,
B- % 20 pIanIanmamış aniden çıkan, zaman çaIan durumlar için,
C- % 20 sosyal faaliyetler ( çeşitli özeI durumlar)

ABC ANALİZİ :
Bu analiz öncelikIerin tespitinde kullanılan bir metottur. ABC analizi zaman kullanımında değer analizi yapıIması ile olur. Yapılması gereken tüm işler aynı öneme sahip değillerdir. İşimizi taşıdıkları değerlere göre belli kategorilere ayırmak mümkündür. Örneğin:
A grubundaki işler çok önemIi,
B grubundaki işleri önemli,
C grubundaki işleri daha az önemli. rutin v.s.olarak sınıflandırabiliriz.
Zaman Yönetimi, etkin olabilmek için geliştirilmesi ve rafineleştirilmesi gereken bir dizi beceridir.Zamanı yönetirken akılda tutulması gereken beş temel nokta vardır.
Etkinlik – Zamanı sizin için önemli olan projelerde kullanmak
Esneklik- Başarılı zaman yöneticileri, zamanlarına olan taleplere cevap verebilir ve bölünmeler için hazırlıklıdır.
Gözden Geçirme – Yaptığınız şeyi ve bunu nasıl yaptığınızı düzenli olarak kontrol edin
Odaklanma – Neyin önemli olduğu konusunda net bir fikirle başlayın ve zamanınızı öncelikli kalemlere harcayın.
Taahhüt – Herhangi bir zaman yönetim sistemi, enerji yatırımını ve bunu etkin olarak çalıştırmayı sürdürmek için karallılığı gerektirir.

Erkeklerin Kabusu “Sertleşme Sorunu”

Makaleler

Erkek sertleşme sorunu yaşadığında dünyası yıkılır

Her erkek zaman zaman sertleşme sorunu yaşayabilir

Sertleşme sorunu Türk erkekleri arasında oldukça yaygın bir sorundur. Cinsel ilişki için gerekli sertliği başlatamama, sağlayamama veya devam ettirememe durumunda sertleşme bozukluğundan bahsedilebilir. Cinsel bir soruna sahip olmak erkek için gurur meselesidir. Çünkü erkeğe küçüklükten itibaren penisin ve cinsel gücün erkekliğin simgesi olduğu düşüncesi aşılanır ve erkek bir kereye mahsus da olsa sertleşme sorunu yaşadığında dünyası yıkılır, erkekliğini kaybettiği ve bir daha asla geri kazanamayacağı düşüncesine kapılır. Oysa ki bir sorun en az 3 veya 6 ay boyunca, her cinsel ilişkide yineleyici ve tekrarlayıcı biçimde ortaya çıkıyorsa o zaman sorun olarak nitelendirilebilir. Her erkek arada bir sertleşme sorunu yaşayabilir, önemli olan büyütmemektir. İktidarsızlığın birçok farklı nedeni olabilir Stres, iş ve aile yaşamındaki sorunlar, eşler arasında sürekli yaşanan problemler, bedensel antipati ve kadının gebe kalmasından duyulan korku, cinsel ilişkide başarısız olma korkusu, cinsellik hakkında yanlış bilgilenme veya keşfedilme, reddedilme, üzüntü vb. nedenlerden kaynaklanan anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sıkıntıların yanısıra penisin atardamarlarına, toplardamarlarına, süngerimsi silindirlerine ve sinirsel yapılarına ait bozukluklar,sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve birtakım hastalık ve bu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar sertleşme sorununa yol açabilmektedir. Tedavi için öncelikle sorunun nedeninin tespit edilmesi gereklidir
Başaramama korkusu sertleşme sorununa neden oluyor

Cinsellik bir sınav ya da yarışma değildir

sertleşme sorununa en sık rastlanan psikolojik nedeninin başaramama korkusudur. Başaramama korkusu diğer adıyla performans anksiyetesi erkeklerin cinsel ilişkide sorun yaşamalarının en sık rastlanılan nedenlerinden biridir. Başaramama korkusu, cinsellikle ilgili toplumda yaygın yanlış inanışlarla körüklenir. Cinsel mit dediğimiz bu yaygın inanışlar; “erkeğin her zaman cinsel ilişkiye hazır olması gerektiğini, penisinin her zaman sert olması gerektiğini, saatlerce ilişkiyi sürdürebilmesi gerektiği’’ gibi yanlış bilgileri topluma aşılar, böyle olunca da erkekte performans baskısı oluşabilir. Oysa ki cinsellik karşı cinsle yaşanan sevgi dolu bir paylaşımdır, bir sınav ya da bir yarışma değildir, cinsellikte başarısız olmak diye bir kavram olmamalıdır, önemli olan birlikte geçirilen zamandan olabildiğince haz almaktır. Erkeklerin cinsellikte başarılı olmayı cok önemserler. Özellikle cinsel açıdan henüz deneyim yaşamamış erkeklerde partnerini memnun edememe korkusu çok fazla. Bu kaygıdan dolayı erkekler karşı cinse yanaşmaya, flört etmeye ve evlenmeye çekindiklerini belirtiyorlar. Yine ilk ilişkisinde sertleşme sorunu yaşayıp umutsuzluğa kapılan erkekler de tekrar aynı sorunu yaşama korkusuyla cinsellikten uzak duruyorlar. Her şey yolunda giderken birden sertleşme sorunu da ortaya çıkabiliyor. Her insan birbirinden farklı, her insanı kendi koşulları içersinde değerlendirmek gereklidir. Ancak sertleşme sorunu kader değildir, tedavisi vardır, çözüm mutlaka vardır.

Kıssadan Hisse

Makaleler

3 HİKAYE
Bahar aylarının verimli topraklarının içinde iki tohum yan yana yatıyormuş.
Tohumlardan biri diğerine “ben büyümek istiyorum” demiş “
Köklerimi altımdaki toprağın derinlerine ve filizimi yeryüzüne göndermek istiyorum… Baharın müjdecisi tomurcuklarım açılsın istiyorum güneşin sıcağını yüzümde, sabahın tatlı dokunuşunu yapraklarımda hissetmek istiyorum.”
Ve büyümeye başlamış tohum.
İkinci tohum ise, “Ben korkuyorum” demiş, “Köklerimi altımda yatan toprağın derinliklerine gönderirsem, karanlıklarda beni neyin beklediğini bilemem. Üstümdeki toprağı zorlayıp yeryüzüne çıkmaya çalışsam, filizlerim zarar görebilir… Hem tomurcuklarım açmaya başladığında üzerlerinde salyangozlar gezip, onları yemeğe kalkarsa? Ya tomurcukları açılıp, çiçeğe dönüştüklerinde küçük bir çocuk beni koparıverirse? Yo, hayır. En iyisi burada kalıp beklemek. Büyümek için belki daha güvenli bir zaman bulabilirim”
Ve ikinci tohum beklemeye başlamış.
O sırada yumuşamış olan bahar toprağını eşeleyen bir tavuk bulmuş tohumu ve bir lokmada yutuvermiş onu…
KISADAN HİSSE
Riskleri göze almaktan ve büyümekten korkanları yaşam bir anda yutuverir

Büyük bir şehre yaklaşmakta olan bir gezgin, yolun kenarında oturmakta olan bir kadına sorar: “Bu şehrin insanları nasıl insanlardır?”
“senin geldiğin şehrin insanları nasıl insanlardı?
“Berbat, cimri, güvenilmez ve her acıdan berbat” der
“ah, bu şehirdeki insanların da onlardan bir farkı yok” der kadın
Gezgin yanından ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra, bir başkası gelir kadının yanına ve aynı soruyu sorar. Yaşlı kadın karşılık olarak yine aynı soruyu sorar ikinci gezgine
“iyi insanlardır, dürüst, çalışkan ve hoşgörülü. Oradan ayrıldığıma çok üzülüyorum” der ikinci gezgin
Bilge kadın şöyle yanıtlar onu: “Bu şehirdeki insanların da bir farkı yok onlardan.”
KISADAN HİSSE
Ne gördüğümüz büyük ölçüde nereye ve nasıl baktığımıza bağlıdır.

Gençken, evlenip çoluk çocuğa karışınca yaşamın daha iyi olacağına inanırız. Sonra çocukların yeterince büyümediğine karar verir ve onarlı büyüyünce halimizden daha memnun olacağımızı düşünürüz.
Daha sonra gençlerle uğraşmaktan usanır ve çocuklarımız gençlikten çıktınca kesinlikle mutlu olacağımıza inanırız. Eşimiz bize daha iyi davranmaya başladığında, daha güzel bir araba aldığımızda tatile çıkabildiğimizde, emekli olduğumuzda mutlaka mutlu olacağımızı kendimize anımsatırız.
Gerçek şu ki, mutlu olmak için içinde bulunduğumuz andan daha uygun bir zaman yoktur. Şimdi değilse, ne zaman?
Yaşamımız her zaman zorluklarla, engellerle dolu olacaktır. Bunu işin başındayken kabul edip her şeye karşın mutlu olmaya karar vermek en iyisidir. Uzun bir süre, gün gelip gerçek yaşamının başlayacağını düşündüm. Ama her zaman, önce aşılması gereken bir engel vardı karşımda. Yaşanması gereken bir acı, bitirilmesi gereken bir iş, ödenmesi gereken bir borç. Yaşam hep daha sonra başlayacaktı. Sonunda, bu engellerin aslında benim yaşamınım ta kendisi olduğunu anladım.
Yaşama bu gözle bakınca mutluluğa ulaşan bir yol olmadığını gördüm mutluluk aslında bu yoldan ibaret. O zaman elinde ki anın değerini bil. O anı senin için özel olan, seni özel bulan birisiyle paylaşabildiğin için daha bir sev ve anımsa, zaman kimseyi beklemez.
Ve hemen vazgeç, şu andan daha iyi bir an olmayacağına karar vermek için okulu bitirmeyi, okula geri dönmeyi, on kilo vermeyi, on kilo almayı, çocuk sahibi olmayı, çocukların evlenmesini, bir işe girmeyi, evlenmeyi, boşanmayı Cuma akşamının Pazar sabahını, yeni bir ev almayı, arabanın taksitlerini ödemeyi, yeniden doğmayı beklemekten…
KISADAN HİSSE

Mutluluk varılacak bir hedef değil yolculuğun ta kendisidir.

Erkeklerde 40 Yaş Bunalımı Yalan Mı ?

Makaleler

İnsan doğar, büyür, yaşlanır ve sonunda da ölür. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Orta yaş dönemi erkek için en verimli yaşlardır. Çünkü ruh ve beden gelişimini tamamlamış, olgunlaşmış ve daha dengeli bir hal almıştır. Bu nedenle “erkeklerde orta yaş bunalımı yalan mı?” sorusunun yanıtı hem “evet” hem de “hayır” şeklindedir. Orta yaş bunalımı yaşanırsa “evet, gerçek” diyeceğiz, yaşanmazsa “hayır, yalan” diyeceğiz. Çünkü insanlar birbirinden farklıdır ve orta yaşlara ulaşmaya da farklı tepkiler verebilirler.

Peki, orta yaş bunalımı nedir? Yavaş yavaş belirginleşen zihinsel fonksiyonlarda düşüş, huysuzluk, kıskançlık ve çapkınlık gibi alışılmamış davranış şekillerinin dikkat çektiği dönem orta yaş krizi olarak adlandırılabilir. Erkekliğin simgesi haline gelen seks dürtüsü ve kapasitesi de maalesef yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu doğal ve normal süreç genellikle erkekler tarafından ret edilir ve bu “kabullenememe duygusu” kişiyi, kendini çevreye ispat etme davranışına itebilir. Hatta bazı erkeklerde bu durum işte başarı hırsına, bazılarında dine yönelmeye, spor, yeni hobiler edinmeye sebep olabilir. Çünkü erkek bilinçdışı olarak cinsel dürtü ve başarı açısından eskisi gibi olduğunu ispat etmeye çalışır. Kendini ispatın ülkemizde seçilen diğer bir yolu da daha genç yaştaki kadınlarla flört etmektir. Makul ölçülerde normal sayılabilecek bu durum bazen kontrolden çıkabilir. Seks gücü erkekler için güç simgesidir. Kendini ispat ve genç görülme kompleksi giyim tarzını, yeme alışkanlığını, sosyal davranış biçimini, vs. değiştirebilir. Bu şekilde orta yaş krizine giren, cinsel isteğinde yalancı bir artış yaşayan, yemeye içmeye düşen, evini, karısını, işini veya sosyal çevresini terk etmeye teşebbüs eden, kıskançlığı artan, çapkınlık yapan ve keyfine düşkün olan erkeklere halk arasında “azgın teke”veya “40’ından sonra azma”, bu durumun yaşanmasına da azgın teke sendromu denir. Her erkekte görülecek diye bir kural olmasa da, orta ve ileri yaş içinde olan erkekler; yaşamlarını gözden geçirip kendileri için ne yaptıklarını sorgulamaya, genç bir partner aramaya ve kayıplarını fark etmeye başlayabilirler. Bu nedenle azgın tekeler estetik ameliyat, botoks yaptırma, ciltteki lekeleri temizletme, yaşlılık belirtileri olan dudak ve alın çevresindeki kırışıklıların düzeltilmesi gibi yollara başvurarak ilişkilerinde kendilerine güvenlerini arttırmaya çalışabilirler. Çok sık yapılan bir başka yanlış da, orta yaş krizine giren erkeğin veya tutkulu bir aşk ya da çok daha fazlasının yaşaması halinde bu sıkıntılı dönemin aşılacağı yanılgısıdır. Bu soruna doğru tanı koyamazsak ve doğru çözümler üretemezsek evini terk eden erkeklere; kendine güven duygusunu yitirmiş, bir paçavra gibi bir kenara atılmış hissini yaşayan umutsuz ve mutsuz kadınlar eklenecektir. Çünkü azgın teke sendromunda sorun her ne kadar hormonsal gibi algılansa da psikolojiktir. Kişi yaşlandıkça yaşlananın ruhu değil bedeni olduğu ve ruhun gıdasını vermek kaydıyla her yaşın kendine göre güzellikleri olabileceği gerçeğini anlayamaz ise; huzursuzlaşır, kendini kötü hisseder ve anlamsız bir var olma çabası içine girebilir, azgın teke olabilir. Basında daha çok erkekler yer alsa da, ister kadın ister erkek olsun, durum fark etmez ve var olan partnerin ve evin dışında mutluluk aranmaya başlanır. Kısaca hayata renk katamama ve duygusal ihmaller azgın teke sendromu yol açabilir. Gerçekte tüm bunların sebebi bünyenin yaşlanmaya başlaması tüm organlar gibi beyninde yıpranmaya başlaması ve erkeklik hormonunun eskisi kadar üretilmemesidir.

Orta yaş bunalımlarından korumak, ruh ve beden kapasitesini arttırmak, ileri yaşta düşünce, hafıza ve entelektüel fonksiyonlarını en üst düzeyde tutmak için; kendini ve çevreni olduğu gibi kabullenmek, düzenli spor yapmak, stresten uzak durmak, iyi beslenmek, iş temposunu azaltmak, sık sık tatil yapmak, bol kitap okumak, müzik dinlemek, resim veya el sanatları gibi hobilerle uğraşmak işe yarayabiliyor.

Erkeklerin Kadınları Soğutan 10 Hatası

Makaleler

Erkekler dikkat! Bu hataları yapıyorsanız, eşiniz sizden soğuyabilir. Cinsel terapistlere göre, bu hatalar kişileri tedavi gerektirebilen cinsel isteksizliğe ve mutsuz bir cinsel hayata kadar götürebilir.

Cinsellik sadece arada bir yapılması zorunlu bir alışkanlık veya görev haline geldiyse ve zamanla birbirinizden soğumaya başladıysanız, çift olarak cinsel isteksizlik sorunuyla karşı karşıyasınız demektir. Uzun süreli ilişkilerin en büyük sorunlarından biri olan cinsel isteksizliğin birçok nedeni olabilir. Birlikteliklerde erkeklerin kadın algılayışına yönelik hatalı tutumları, sonunda kadınlarda cinsel soğukluk adı verilen bir süreci başlatabilir.

Konuya yönelik tespit Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Onursal Başkanı Dr. Cem Keçe’den geldi. Daha önce de ilişkilerde kadınların hatalarını kamuoyunun gündemine getiren Dr. Keçe, erkeklerin kadınlara yönelik temel hatalarını da mercek altına aldı.

Kadınların kutsal anneyi oynamak, orgazm taklidi yapmak, ilişkideki gizemi kaybetmek, eşin erotik film veya porno izleme isteğini aşağılamak, ilişki sırasında sessiz kalmak, seksi amaçlar için kullanmak gibi tipik hatalar yaptığını ortaya koyan Dr. Keçe, erkeklerin de tıpkı kadınlar gibi kendilerine özgü birtakım yanlışları tekrarladıklarının altını çiziyor. Peki bunun sonu nereye varıyor?

KADIN SOĞUYOR

Dr. Keçe, yaşanılan sürecin sonunda kadının bir direnç gösterdiğini ve zamanla cinsel soğukluğun meydana geldiğine dikkat çekiyor. İşte cinsel soğuklukla ilgili Dr. Keçe’nin yorumları:

“Cinsel soğukluk veya cinsel isteksizlik, cinsel eylem yetisinin sağlam olmasına karşın cinsel etkinlik ile ilgili isteğin olmamasıdır. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, cinsel fantezilerin ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmamasıdır. Tanının konabilmesi için cinsel terapistin, hastanın yaşı ve yaşam koşulları gibi cinsel işlevlerini etkileyen etkenleri göz önünde bulundurarak cinsel isteğin azaldığı ya da hiç olmadığı yargısına varması gerekir. Gerçekten de azalmış cinsel isteği değerlendirmek, kültürel, sosyal, dini, psikolojik ve bedensel bir dizi etkenle son derece karmaşık bir etkileşim içerisinde olması nedeniyle ciddi güçlükler içerir. Bunu tanımlamanın bir koşulu da bu alanda deneyimli olmayı gerektirir. Kadınlarda cinsel duyguların azalması ya da tamamen yok olması, partnere karşı duyulan cinsel çekiciliğin kaybedilmesi şeklinde tarif edilir. Cinsel soğukluk, sonunda orgazma ulaşamamaya ve cinsel birleşmeden tamamen kaçmaya kadar varabilir.”

İLİŞKİYİ TEHDİT EDİYOR

Her zaman bir hastalık olarak tanımlanmasa da cinsel soğukluğun, bir işlev bozukluğu olarak karşılarına çıktığını belirten CİSED Genel Başkanı Doç. Dr. Cebrail Kısa ise çiftin sorunlarını çözememesi ile de bu bozukluğun ilişkiyi tehdit eder hale geldiğine dikkat çekiyor. Kadının, cinsel isteksizliğinin ve kendisinden beklenen cinsel tepkiyi gösterememesinin istemsizce geliştiğine değinen Doç. Dr. Kısa, kadının böyle bir duruma düşmesinde şüphesiz partnerinin etkilerinin de olduğunun altını çiziyor.

BU ERKEKLER KADINI SOĞUTUYOR!

Peki erkekler ne yapıyor da kadınları soğutuyorlar? Doç. Dr. Kısa, danışanların ortaya koyduğu verileri inceleyerek, erkeklerin kadınları cinsel olarak soğutan 10 hatasını belirledi. İşte bu hatalar:
1-Bakımsızlık
Erkek çok içki veya sigara içerse, kötü, hatta dayanılmaz bir koku yayarsa, hijyenik temizliğine eskisi kadar önem vermezse kadın bundan rahatsızlık duyabilir, zamanla ona dokunmak ve seks yapmak istemeyebilir.
2-Aşırı kıskançlık
Kadına karşı aşırı sahiplenici ve kıskanç tavırlar göstermek belki ilk başlarda iyi bir etki bırakabilir. Ancak erkeğin aşırı müdahaleci tavırları eğer duygusal şiddete dönüşmüşse, kadında olumsuz bir algıya neden olabilir.
3-Baskı kurmak
Kadının da erkeğin de ayrı bir dünyası vardır. Eğer erkek kendi dünya algısını baskı kurarak kadına kabul ettirmeye çabalarsa sonunda iki dünya çarpışır. Erkeğin kadının doğasını anlayışla karşılamasının yanında, herkesin kendi hikayesi olduğunu ve dünyayı farklı farklı algıladığını kabul etmesi gerekir. Baskı sürerse, kadın kesinlikle psikolojik tepkisini ortaya koyar ve zamanla soğuyabilir.
4-Özensiz tavırlar sergilemek
Flört dönemlerinde erkeğin kadına karşı gösterdiği nazik, ılıman ve sevecen tavırların değişmesi, kadına karşı eskisi gibi ilgiyi ve özeni göstermemesi, kadını kaybetmenin kestirme yolu gibidir. Her şeyde olduğu gibi ilişkilerde de istikrar önemlidir. Bu nedenle ilişkinin süresi ve şartları ne olursa olsun, erkek de kadın da karşılıklı ilgiyi ve saygıyı canlı tutmak zorundadır.
5-Bencillik
Bencillik bir insani ihtiyaçtır. Ancak aşırı bencillik, her olgunun merkezine kendini yerleştirme davranışı sıkıntı veren bir tutumdur. Hele ki kadın gibi doğuştan ilgi odağı olma isteğine sahip olan, duygusallığın hakim olduğu bir karakter varken, erkeğin kendini zorla merkeze yerleştirme isteği sonunda olumsuzlukları beraberinde getirebilir.
6-Aceleci olmak
Kadınlar, cinsellik başta olmak üzere birçok konuda erkeğin aceleci tavırlarından rahatsız olurlar. Oysa unutmamak gerek ki ilişki, iki bireyin arasında yaşanan, sabrı ve saygıyı gerektiren bir süreçtir. Aceleyle karar veren, kendine odaklı ve acele ile cinsellik yaşayan bir erkek, bir süre sonra kadında dengesiz bir ruh haline neden olabilir. Özellikle söz konusu olan kadın olunca, karışık bir akıl ve dengesiz bir eş, kadın için hiç de iyi bir izlenim değildir.
7-İlişkiyi monotonlaştırmak ve uzun süre seks yapmamak
Uzun süre cinsellikten ve cinsel uyaranlardan uzak kalmak cinsel isteği azaltabilir. Cinsel ilişki hep aynı, durağan ve fanteziden yoksun ise çift zamanla birbirinden uzaklaşabilir. Bu nedenle erkekler istemeseler bile eşlerine dokunmalı ve erotik masaj yapmalıdırlar. Bu ille de seks yapacakları anlamına gelmez ama kadının soğumasını önler.
8-Kadının istemediği davranışlarda ısrar etmek
Evlilikte ya da ilişkide anlaşmazlık varsa cinsel sorunu da beraberinde getirebilir. Özellikle kadının istemediği davranışlarda ısrar etmek, kadını öfkelendirir ve öfkeli kadın zamanla eşinden soğuyabilir.
9-Cinsel performans ısrarı ve penis-vajina birlikteliğine odaklanmak
Cinsellik, ruh, beden ve zihin üçgeninde yaşanılan bir süreçtir. Yani cinsellik çok boyutlu bir kavramdır. Bu boyutların eksik bırakılması ile yaşanılan cinsellik, kadın ve erkekte cinsel sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Seksi sadece penisin vajinaya girmesi ile sınırlamak, cinselliğin yalnızca neslin devamına yönelik olması gerektiğine ilişkin bazı tutucu görüşlerle de paralellik gösterir. Cinselliğin sevgi saygı ve güvenle birlikte yaşanması gerekir. Bunun aksi olursa kadın ve erkekte yaş ilerlediğinde ya da bir hastalık durumunda, yaşamaları gereken yakın ilişkilerden ya da sevgi paylaşımlarından yoksun kalmaya neden olabilir, çiftler birbirlerinden uzaklaşarak cinsel yaşamlarını sonlandırabilirler. Oysaki sadece penis-vajina odaklı olmaması gereken cinsel yaşamlarında dokunuş, sevgi ve güven duygularının paylaşımı çiftleri daha çok birbirine yaklaştırabilir.
10-Kadının vücudunu beğenmemek
Kadınlar vücutlarının nasıl göründüğüne çok önem verirler. Vücutlarını beğenmeyen kadınlar partnerlerinin bakış açısını kendi gözleriymiş gibi algılarlar. Bu nedenle erkek iltifat etmediğinde, beğendiğini ve arzuladığını partnerine hissettiremediğinde, kadın zamanla özgüvenini yitirir ve cinsel açıdan soğuk bir hale gelebilir.

ÇÖZÜM İÇİN NE YAPMALI?

CİSED Genel Başkanı Doç. Dr. Kısa’ya göre, cinsel isteksizliği çözmek için yapılacak ilk şey cinsel sorunu olduğu gibi kabullenmek. Partnerlerin yargılayıcı, suçlayıcı olmadan bu sorunu konuşabilmesi, cinsel isteksizliği çiftin ortak bir sorunu olarak ele alması ve birlikte çözüm yolları araması gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Kısa, “Kadın beğenilme istediğini erkeğin gözünde görmeli, davranışlarında hissetmeli. Yani erkeğin kendisine karşı duyduğu ilgiyi tüm duyuları ile özümseyebilmeli. İşte bu gerçekleşebilirse, yaşanan cinsel soğukluk yerini sıcaklığa bırakır” dedi. Bireysel çabaların sonuç vermemesi ve meselenin tıbbi bir duruma bağlı olması halinde konunun uzmanına gidilmesi gerektiğini de hatırlatan Doç. Dr. Kısa, eğer sorun psikolojik ise bir cinsel terapiste başvurulması gerektiğinin altını çizdi.

Çocuklarda Paylaşma Duygusu

Makaleler

“Çocuğum herhangi biriyle oyuncaklarını paylaşmayı reddediyor. Arkadaşları oynamaya geldiğinde, oyuncaklarını ellerinden kapıp bağırıyor, “Onu yere bırak! O benim!…” Bir gün de yine kardeşi, onun kalemlerinden birini aldığında ona vurdu. O kadar bencil ki ne yapacağımı bilemiyorum.”

Paylaşımcılık sadece doğuştan getirilen bir duygu değildir, büyük ölçüde öğrenilir. Bazen ebeveynler gelişim olarak uygun olmadan önce paylaşım beklerler. Eğer evde birden fazla çocuk varsa, muhtemelen paylaşma konusunda kavgalar olacaktır. Bu doğaldır, fakat ebeveynlerin bunu önemsememeleri gerektiği anlamına gelmez. Çoğunlukla ebeveynlerin bu soruna getirdikleri çözüm çocuğa, “Oyuncaklarını paylaşmalısın yoksa kimse seni sevmez” ve ya “Nasıl bu kadar bencil olabiliyorsun?” demek olur. Çocuğun yaptığı şeyle kim olduğunu ayırmak gerekir ve sevgi mesajının ulaşmasını emin kılmak önemlidir. Paylaşım sahiplik ve saygı ile ilgilidir. Eğer bir oyuncak, giysi, yatak odası vesaire çocuğa aitse, o istemedikçe ondan paylaşması beklenmemelidir. Kavramların onlara bir düzeyde anlamlı geldiği zaman çocukların paylaşımı öğrenmeleri daha kolaydır.

Ebeveynlere Öneriler:

1. Çocuklarınızdan, üç yaşına gelinceye kadar, birçok çaba göstermeden paylaşmalarını beklemeyin. Küçük bir çocuğun başka bir şeyle ilgilenmesini sağlamak için dikkat çekme yolunu kullanmanız gerekebilir. Üç yaşından sonra bile paylaşım her zaman kolay değildir. Hatta bazen biz yetişkinlerin de paylaşmak istemediği şeyler olabilir?
2. Çocuklarınıza, öncelikle bir başkasının eşyasını ödünç almanın ve ya onunla oynamanın ya da bir başkasının sahasına girmenin bir sakıncası olup olmadığını sorarak saygılı olmayı öğretin. Size ait olan bir şeyi kullanmak isteyen çocuklarınıza “Bu benim ve onu paylaşmak istemiyorum” diyerek özel eşyalar için saygı duyulmak gerektiğine bir örnek verin.
3. Çocuklarınız eğer bir oyuncak için kavga ediyorsa, oyuncağı elinden alabilir ve onu, kavga etmeden paylaşabilecekleri bir çözüm bulduklarında geri alabileceklerini söyleyebilirsiniz. Onlara bir zamanlama sağlayıp çocukların bir diğerinin sırasını almadan önce ne kadar o oyuncakla oynayabileceklerine karar vermelerine izin vererek bir plan yapmalarına yardımcı olun.
4. Müzik setleri, televizyon, bilgisayar gibi araçlar söz konusun olduğunda, çocukların kavgasız paylaşmaya hazır olmalarına kadar izin vermeyin. Siz yada çocuklarınız bir program yapabilir, aksi takdirde bu araçlar saygı çerçevesi içinde kullanılana kadar kullanılamaz.
Çocuklarınıza, paylaşmanın madde paylaşımından daha fazla şeyi içerdiği öğretin. Paylaşım zamanı, duyguları, fikirleri paylaşmayı da içerir. Çocuklarınızı gece yataklarında yatırırken, onları günün en acı ve tatlı anlarını paylaşmaya davet edin. Böylece paylaşmanın sadece nesneleri paylaşmayı içermediğini kavrayabilirler.

Stres

Makaleler

Stres nedir?

Stres, sürekli olarak değişen çevremize uyum sağlamaya çalışırken yaşadığımız fiziksel ve duygusal zorlanmadır. Stres olumlu ve olumsuz duygular ortaya çıkarabilir. Olumlu etkisi açısından bakıldığında, stres bireyi harekete sevk eder. Olumsuz açıdan bakıldığında ise, stres baş ağrısı, mide ağrısı, ateş basması, uykusuzluk, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, çarpıntı gibi sağlık problemlerine yol açan öfke, depresyon, kabul edilmeme, güvensizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur. Strese yol açan ya da stres yaşamamıze neden olan bazı durumlar vardır. Bunlardan en sık rastlananları şunlardır:

  1. Sevilen birinin ölümü
  2. Sevilen birinin hastalığının ciddi olması
  3. Yeni bir bebeğin doğması
  4. Çocuğun hastalanması
  5. İşten çıkarılma
  6. İş yaşantısındaki değişiklikler
  7. Boşanma
  8. Suçlamaya maruz kalmak
  9. Yeni ilişkilere girme v.b. durumlar hayatımızı yeniden düzenlememizi gerektirdiğinden dolayı stres yaşamamıza neden olur.

Yoğun stres yaşayan insanlarda bazı davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar hem bireyin kendi hayatını, hem de çevresindekilerin hayatını çekilmez hale getirir. Böylesi insanlarda görülen davranışlardan bazıları şunlardır:

  1. Genelde kendini güvensiz, değersiz ve yalnız hissetme
  2. Giderek hayattan daha az zevk alma
  3. Ölümle ilgili düşüncelerin artması
  4. Aşırı hayal kurma ve bu yolla rahatlamaya çalışma
  5. Çoğu zaman ortaya çıkan öfke patlamaları, öfkesini kontrol edememe
  6. Uyku bozuklukları; uykuya dalmada güçlük ya da gece sık sık uyanma, sabah uyandığında kendini yorgun hissetme
  7. İştah kaybı
  8. Dikkat zayıflaması ve hatırlama güçlükleri
  9. Sosyal ve duygusal ilişkilerde bozulmalar
  10. Sigara veya içki kullanımının başlaması ya da artması
  11. Sürekli yaptığı hataları ve başarısızlıklarını düşünmek
  12. Normalden daha fazla çalışmak
  13. Sağlığından endişelenme ve sık sık bazı kontroller yaptırma

 

Stresi hayatınızdan nasıl atabilirsiniz?

Amacımız stresi yok etmek değil, onu nasıl yönetebileceğimizi ve onu kendimize nasıl yardımcı hale getirebileceğimizi öğrenmektir. Aşırı ya da olumsuz stresin aksine, olumlu stres insanın hayatına heyecan ve beklenti katar. Bütün iyiye gidişler, ilerlemeler stres altında gerçekleşir. Son teslim tarihleri, yarışmalar, karşı karşıya gelmeler ve hatta kızgınlıklarımız ve üzüntülerimiz bile hayatımıza bir derinlik ve zenginlik katar. Çok düşük stres bizim sıkılmamıza neden olur ve bizi bunaltır veya hüzünlendirir. Diğer taraftan, aşırı stres elimizi ayağımızı dolaştırır. Yapmamız gereken, bizi motive edecek fakat baskı altına almayacak makul stres düzeyini bulmaktır. Makul stres seviyesinin kişiden kişiye değiştiğini unutmamak gerekir.

Stresi Yönetme veya Stresle Başa Çıkma Yolları

Boşaltılmamış stresin tanınması ve onun hayatımızdaki etkilerinin bilinmesi stresin zararlı etkilerinin azaltılması için yeterli değildir. Stresin bir çok kaynağı olduğu kadar, onu yönetmenin de bir çok yolu vardır. Bütün yapılması gereken enerjinizi değişime yöneltmektir. Değişim stres kaynaklarının ve sizin bunlara tepkinizin ne olduğunun ortaya konulması ile başlar.

1. Sizi nelerin strese soktuğunu ve bunlara karşı fiziksel ve duygusal tepkilerinizin neler olduğunu tespit edin.
Dikkatinizi rahatsızlığınıza verin. Bunu ihmal etmeyin. Probleminizin etkisinde de kalmayın.
Hangi olayın sizi rahatsız ettiğini belirleyin. Bu olaylar sizce ne anlam ifade ediyor?
Vücudunuzun strese nasıl tepki verdiğini belirleyin. Sinirli mi oluyorsunuz yoksa bedensel olarak gerginlik mi yaşıyorsunuz ve bunu ne şekilde yaşıyorsunuz?
2. Neyi değiştirebileceğinizi tespit edin.
Sizi strese sokan şeyden kaçınabilir ya da onu tamamen ortadan kaldırabilir misiniz?
Bu stres uyandırıcıların şiddetini azaltabilir misiniz?
3. Strese karşı gösterdiğiniz duygusal tepkilerinizin yoğunluğunu azaltın.
Stres tepkisi genellikle sizin tehlike algınız veya fiziksel ya da duygusal olarak tehlikede olma durumuyla başlatılır. Sizde stres uyandıran durumu çok tehlikeli ya da baş edilmez olarak görüyor musunuz?
Herkesi memnun etmeye çalışıyor musunuz?
Genellikle olayları çok kritik ve acil olarak görüyor musunuz? Her şeyin üstesinden gelmeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?
Daha ılımlı bakış açıları geliştirin; stresi başa çıkabileceğiniz bir durum olarak görmeye çalışın.
Aşırı duygularınızı hafifletmeye çalışın. Durumu değerlendirin. Meselenin olumsuz yanlarına çaba harcamayın.
4. Strese karşı gösterdiğiniz fiziksel tepkilerinizi makul hale sokmayı öğrenin.
Yavaş ve derin nefes alma kalp atışlarınızı ve nefes alıp vermenizi normale getirir.
Rahatlama teknikleri kas gerginliğini azaltır.
Doktor tarafından verilen ilaçlar kısa vadede fiziksel tepkilerinizi makul hale getirmede yardımcı olabilir. Fakat, onlar tek başına çözüm değildir. Tepkilerinizi kendi kendinize makul hale veya kabul edilebilir hale getirmeyi öğrenmeniz uzun dönemli çözüm için gerekir.
5. Fiziksel gücünüzü oluşturun.
Kalp sağlığınız için haftada 3-4 defa yürüme, yüzme, bisiklete binme gibi egzersizler yapın. Egzersizler insanın metabolizmasına etki ederek, bireyi rahatlatan bazı kimyasal salgıların salgılanmasına yardımcı olur. Ayrıca, stres duygusunun yaşanmasına neden olan kas gerginliğini ortadan kaldırarak insanın rahatlamasını sağlar.
Dengeli beslenin, gerekli vitaminleri ve mineralleri alın; özellikle B grubu vitaminleri ve magnezyum.
İdeal kilonuzu muhafaza edin
Sigaradan, aşırı kahve ve çay içmekten ve diğer uyarıcılardan kaçının
İşi eğlenceli hale getirin
Yeteri kadar uyuyun. Mümkün mertebe uyku programınıza uyun
6. Duygusal gücünüzü ve enerji kaynaklarınızı muhafaza edin.
Yakın ilişkiler ve dostluklar kurmaya çalışın.
Başkalarının size uygun gördüğü, sizden beklediği amaçlardan ziyade, kendinize sizin için gerçekten anlamlı olan gerçekçi amaçlar belirleyin ve bunlara ulaşmaya çalışın.
Yeri geldiğinde üzülebileceğinizi, başarısız olabileceğinizi, hayal kırıklığına uğrayabileceğinizi hesaba katın.
Kendinize her zaman için kibar ve nazik olun, arkadaşça olun.

Namus Cinayetleri

Makaleler

Son dönemlerde medyada namus cinayetlerine sıkça rastlanmaya başlandı. Kadınlarımız vahşice öldürüldü. Bu tür insan hakları ihlallerinin yapıldığı olaylar karşısında Namus cinayetine göz yuman ve elinden geleni yapmayan herkes eşit oranda suçludur.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin Türkiye’de uygulanamadığının altını çizilmesi gereken önemli bir noktadır.“Kadına yönelik şiddet ve töre-namus cinayetleri; kadınları kontrol altında tutan ataerkil toplum düzeninden, bu düzenin savunduğu “onur” kavramından, ekonomik ve sosyal koşulların ve geri kalmışlığın yol açtığı yoksunluklardan, ailelerin çocuklarını yetiştirme biçimlerinden, olayların ve sosyal baskıların kişileri çaresiz hale getirmesinden besleniyor. Türkiye’de erkekler namuslarını, genellikle kadınların kontrolü aracılığıyla tanımlıyor. Namusa aykırı davranışlar, kadın, kadın cinselliği, kadın bedeni üzerinden belirleniyor. Kadınlar ve kız çocukları üzerindeki baskı her geçen gün genişleyerek artıyor. Bu nedenle toplumsal bir sorun haline gelen namus cinayetleri ve kadınlara yönelik şiddet konularında bir an önce acil tedbirlerin alınması gerekiyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları konusunda verilen eğitimler, yasal düzenlemeler ve diğer çalışmalar çok yetersiz. Namus cinayetlerini kabul edilebilir gören zihniyet değiştirilmediği sürece, namus adına işlenen korkunç cinayetler önlenemez. Bu son derece önemli konuda, devletimizden ailelerimize, sivil toplum örgütlerinden din görevlilerine, kamu görevlilerinden eğitimcilere ve medya mensuplarına, halkın da içinde yer aldığı ortak bir çalışma başlatılması gerekiyor. Çünkü namus cinayetine göz yuman ve elinden geleni yapmayan herkes eşit oranda suçludur. Kadınların emeğini yok sayan, yabancılaştıran, yalnızlaştıran, onları katleden ataerkil sistem suçludur. En son medyada yer alan, büyük tartışma yaratan ve sürmanşette çarpıcı bir fotoğrafla verilen haberde, erkek karısını aldattığı için hunharca bıçaklamıştı. Bu aldatma ve ardından bıçaklanma olayında önemli olan, gizli ve üstü örtülü bir şekilde kadının aldattığında alması gereken cezanın ölüm olduğu mesajının verilmesidir. Bu önemsiz gibi görünen detay bizce daha önemlidir ve asıl mesele de burada gizlidir.” dedi.

Çoğu zaman kadınlarda namus cinayetlerini destekliyor

Erkeklerin namuslarını temizlemek için ellerini kana bulamalarının ataerkil toplumun bir sonucudur. Namuslarını temizlemek için elini kana bulayan erkekler kendilerini aşağılanmış hissediyorlar, hatta çoğu zaman cinayeti işlemelerine rağmen öldürdükleri kişiye karşı hırsları geçmiyor. Töre ve namus cinayeti işleyenlerin çoğu pişmanlık duymuyor, aksine, çok onurlu bir iş yaptıklarını düşünüyorlar. Bu durum cezanın ağırlaştırılmış olmasının caydırıcı olmadığını gösteriyor. Bu nedenle cezaları ağırlaştırmanın yanında eğitim ve sosyoekonomik politikalarında geliştirilmesi gerekiyor. Çünkü bu cinayetler toplumsal bir baskı sonucu işleniyor. Töre ve namus cinayeti işleyenler hem cezaevinde hem de dışarıda büyük takdir görüyorlar, cezaevlerinde ağalar gibi karşılanıyorlar, toplumda da kahraman ilan ediliyorlar. Ve üzülerek söylüyoruz ki, bu takdiri ve onayı sadece erkekler değil başta erkek evlat anneleri olmak üzere kadınlarımız da yapıyor. Çoğu zaman kadınlarda namus cinayetlerini destekliyor. Son olarak CİSED’in 3 yıldır saha çalışmaları ve internet üzerinden yaptığı “Cinsel Şiddet” anketinden çarpıcı sonuçlar çıktı. Ankete katılan kadınların yarısından çoğunun sık sık eşleri tarafından cinsel şiddete maruz kaldıklarını tespit ettik. Kadınların yarısı fiziksel şiddete maruz kaldığını söylerken, birçoğu tokatlama, yumruk atma, tekmeleme ve itip kakmayı fiziksel şiddet olarak sınıflandırmadı. Ayrıca cinsel şiddete maruz kalan kadınların yarısından çoğunun sessiz kaldığını gördük. Anketin ayrıntıları aşağıdadır.” dedi.

CİNSEL ŞİDDET ANKETİ SONUÇLARI

1- Ankete Katılan Toplam Kişi Sayısı
6000 Kişi
2- Ankete Katılan Kadınların Yaşları
%34 – 18-28 Arası
%40 – 29-38 Arası
%26 – 39-48 Arası
3- Ankete Katılan Kadınların Eğitim Durumları
%12 – Okur-Yazar Değil
%18 – İlkokul
%22 – Ortaokul
%30 – Lise
%18 – Üniversite
4- Ankete Katılan Kadınların Medeni Hali
%63 – Evli
%21 – Dul – Boşanmış
%09 – Bekar
%07 – Nikahsız Birliktelik
5- Ankete Katılan Kadınların Evlilik Süreleri
%55 – 1-10 Yıl
%40 – 11-20 Yıl
%05 – 21-30 Yıl
6- Ankete Katılan Kadınların Çocuk Durumu
%70 – Evet Çocuğum Var
%30 – Hayır Çocuğum Yok
7- Ankete Katılan Kadınların Çocuk Sayısı
%30 – 1-2 Çocuk
%70 – 2’den Fazla Çocuk
8- Ankete Katılan Kadınların İş Durumu
%25 – Evet İşim Var
%75 – Hayır İşim Yok
9- Ankete Katılan Kadınların Cinsel Sorunları Olup Olmadığı
%70 – Evet Var
%30 – Hayır Yok
10-Fiziksel Şiddete Maruz Kalan Kadınların Oranı
%40 – Evet Kaldım
%60 – Hayır Kalmadım
11- Fiziksel Şiddet Uygulamaları
%40 – Tokatlama
%30 – Yumruk Atma
%20 – Tekmeleme
%10 – İtip Kakma
12- Fiziksel Şiddeti Uygulayanların Kim Olduğunun Dağılımı
%60 – Eş
%20 – Boşandığı Eş
%05 – Birlikte Yaşanan Kişi
%15 – Diğer
13- Fiziksel Şiddetten Hemen Sonra Cinsel Şiddete de Maruz Kalma Oranı
%36 – Evet Kaldım
%64 – Hayır Kalmadım
14- Fiziksel Şiddetten Hemen Sonra Ne Tür Cinsel Şiddete Maruz Kalındığının Oranı
%25 – Tecavüz
%75 – Diğer
15- Ankete Katılan Kadınların Cinsel Şiddete Maruz Kalma Oranı
%20 – Evet Kaldım
%80 – Hayır Kalmadım
16- Cinsel Şiddet Uygulamaları
%30 – Tecavüz / Cinsel İlişki Kurmaya Zorlanma
%23 – Aşırı Cinsel İlişki Kurma Baskısı
%16 – Oral İlişki
%10 – Ters İlişki
%07 – Çeşitli Aletler Kullanarak İlişkiye Zorlanma
%06 – Ensest İlişki
%05 – Çocukların Önünde Cinsel İlişkiye Zorlanma
%03 – Diğer
17- Cinsel Şiddete Maruz Kalma Sıklığı
%50 – Nadiren
%35 – Bazen
%15 – Sık Sık
18- Cinsel Şiddet Uygulayanların Kim Olduğunun Dağılımı
%60 – Eş
%20 – Boşandığı Eş
%10 – Birlikte Yaşanan Kişi
%10 – Diğer
19- Cinsel Şiddet Uygulayanların İş Durumları
%60 – Evet İşi Vardı
%40 – Hayır İşi Yoktu
20- Cinsel Şiddet Uygulayan Kişinin Ne İş Yaptığı
Her Meslek Grubundan Erkek Var
21- Cinsel Şiddet Uygulayan Kişinin Alkol veya Diğer Uyuşturucu Maddeleri Kullanma Oranı
%80 – Evet Kullanıyor
%20 – Hayır Kullanmıyor
22- Cinsel Şiddete Maruz Kaldıktan Sonra Yapılanlar
%53 – Sessiz Kaldım
%20 – Aileme veya Bir Arkadaşıma Sığındım
%15 – Mahkemeye Başvurdum
%12 – Karakola Başvurdum.
23- Cinsel Şiddete Gösterilen Tepkiler
%30 – Karşı Koydum
%25 – Karşı Koyamadım, Pes Ettim
%24 – Korktum
%16 – Kendimi Suçladım
%05 – Kavga Ettim
24- Cinsel Şiddet Sonrası Psikolojik ve Tıbbi Bir Tedavi Görülme Oranı
%60 – Hayır Tedavi Görmedim
%40 – Evet Tedavi Gördüm

Sorumluluk

Makaleler

SORUMLULUK NEDİR?

Sorumluluk, başkalarının haklarına saygılı olmak ve kendi davranışlarının sonuçlarını yüklenmek şeklinde tanımlanabilir.

SORUMLULUK NE ZAMAN BAŞLAR VE NASIL GELİŞİR?

Sorumluluk, erken çocukluk yıllarından başlayarak çocuğun yaşına, cinsiyetine ve gelişim düzeyine uygun görevler vermekle gelişmeye boşlar. Sorumluluk duygusu gelişmiş çocuklar; kendi kararlarını kendileri veren, bağımsız Hareket eden. davranışlarının sonuçlarını göze alabilen, güvenli, başkalarının haklarını çiğnemeden, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen bireylerdir.

Sunumuz anne babaları olarak sizler, çocuklarınızı daha iyi yetiştirebilmek için elinizden gelen her şeyi yapıyor, onları değişik kurslara (bilgisayar, piyano, basketbol, tiyatro vb.) gönderiyor, çocuklarınızın alacağı eğitim kalitesini arttırmak için çaba harcıyorsunuz. Ancak bunlar çocukların birey olarak sahip olmaları gereken nitelikleri kazanmaları için yeterli değildir. Çocukların birey olarak kendi sorumluluklarını üstlenmelerinde, başkalarının haklarına saygı göstermelerinde, sosyal becerilerini geliştirmelerinde, davranışlarını kontrol edebilmelerinde siz anne babalara büyük görev düşmektedir. Çünkü aile ortamında sınırların belirlenmesi ve çocuklara kendi davranışlarının sorumluluğunun verilmesi çok önemlidir. Sınırları belirlemek, yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarını net ve anlaşılır şekilde öğretmek için ihtiyacınız olan bir yöntemler bütünüdür ve bu bir süreçtir.

PEKİ ANNE BABA OLARAK NELER YAPABİLİRİZ?

İlk aşamada çocuğunuzun geliştirmesini istediğiniz davranışı belirleyecek ve bunu ona net bir mesaj ile ileteceksiniz. Bunu bir örnekle açıklayalım. Çocuğunuz okuldan her döndüğünde çantasını,ceketini ve ayakkabılarını kapının önünde yerlere atıp. mutfağa yada televizyonun karşısına koşuyor. Bu dağınıklıktan çok sıkılıyorsunuz. Genellikle ona defalarca anlattığınız halde, “Birazdan yaparım” diyerek sizi oyalıyor ve en sonunda da okşama kadar bütün eşyaları hala kapının önünde duruyor. Sonunda siz topluyorsunuz. Bu ebeveyn olarak yapılmaması gereken bir davranış, çocuğunuzun böyle bir yanlış davranışını düzeltmek için atacağınız ilk adım net ve anlaşılır bir şekilde ne beklediğinizi ona iletmektir. Başka bir deyişle, “Her gün okuldan döndükten sonra, paltonu dolaba asmanı, ayakkabılarını rafa kaldırmanı ve çantanı da odana götürmeni istiyorum” şeklinde açıklamanız gerekiyor. Bu mesajınız “Eşyalarını topla. Kapının önündekiler de ne?” ya da “daha düzenli olman gerekiyor” şeklinde dolaylı ya da imalı ifadeler olmamalıdır.

ikinci aşama daha önceleri kullandığınız yanlış iletişim şekillerim bir kenara bırakmaktır. Bunlardan en yaygın olarak kullanılanları; bağırma azarlama, ikna etmeye çalışma, yalvarma,tehdit etme, vaaz çekmedir. Bütün bu etkisiz yöntemlerle zamanınızın ve enerjinizin ne kadar büyük bir kısmını harcadığınızın belki de farkındasınızdır.
Üçüncü aşama mesajınızı davranışlarınızla desteklemenizdir. Mesajınız» ilettikten sonra bunu yapmadığı takdirde sonucunun ne olacağını açıklamanız gerekir. Bunu ona bildirdikten sonra, mutlaka takip etmek gerekir; yani söylediğiniz sözün arkasında durmalısınız. Bu durum çocuğunuzun direnmesine ve olumsuz tepkisine neden olabilir ancak siz kararlılığınızı sürdürmeli, öfkelenmeden sorumluluğu ona bırakmalısınız. Ancak bu yöntemden sonuç almak için öncelikle buna inanmak, daha sonra da kararlı, tutarlı ve sakin olmak gerekir.

ÇOCUĞUN YAPABİLECEĞİ ŞEYLERİ ONUN ADINA YAPMAK SORUMLULUK DUYGUSUNU ZEDELER Mİ?

Çocuklarımızın iki buçuk yaşından başlayarak döke saca çorbasın» kendi basma içmesine fırsat vermek, oyuncaklarını toplamasını beklemek, yaşına göre sofra hazırlığı, araba temizliği, çiçek sulama, odasının, masasının tozunu alma, ayakkabılarını boyama gibi konularda onun yardımını beklemek sorumluluk konusunda çocuklarımıza destekleyici ortamlar hazırlar. Böyle ortamlar çocuklarımızın kendine olan güvenini de arttıracaktır. Tam tersine korumacı yaklaşım, çocuklarımızın yapabileceklerini onların yerine yapmak. bağımsız bireyler olmalarını engeller. Hareketlerinde katı sınırlar getirilmeyen, kendini özgürce ifade edebilen çocuklar “Ben değerliyim” diye düşünür.
Sorumluluk Duygusunun Kazandırılmasına Yönelik Neler Yapabilirsiniz?

1-Çocuğunuza yaşına uygun sorumluluk verin.
2-Çocukların seçim yapmalarına izin verin.
3-Çocuğunuzun gösterdiği çabaya saygı duyun.
4-Değerlendirme yerine gördüğünüzü anlatın.
5-Haklı başarılarından dolayı çocuğunuzu takdir edin ancak aşırıya kaçmayın, çocuklar hak etmediklerini çabuk hissederler.
6- Onun adına düşünmek yerine kendi başına düşünmesini sağlayın.Sorunu çözmek yerine kendi sorununu çözmesine fırsat vermeniz çocuğunuzun sorumluluk duygusunu geliştirir.
7- Başkalarına çocuğunuzun başarılarından bahsederken çocuğunuzun da kulak misafiri olmasını sağlayın.
8-Çocuğunuzun sorumlu bir birey olarak yetişmesini istiyorsanız ona model olun. Sizi taklit ederek birçok davranışı edindiğini unutmayın.
“Ailelerin gerçek gücü çocuklarını güçlendirmedeki yeteneklerindedir… Onları kontrol edişlerinde değil”

CİSED’E SORUN

Ben 2 yıllık evli bir bayanım, eşim beni çok seviyor ancak hemen her cinsel ilişkimizde beni tatmin edemeden boşalıyor, artık orgazm taklidi yapmaktan yoruldum. Ne yapmalıyım?
Daha iyi bir evlilik ve cinsel doyum için çiftin cinsellik konusunda beden dili ile sözel olmayan iletişim kurması yeterli olmaz ve açık bir sözel iletişim gerekir. Eşinize rahatsız olduğunuz durumları ve beklentilerinizi net olarak anlatın, samimi ve açık konuşun. Aldığınız aile terbiyesi sizin cinsel beklentilerinizi konuşmanıza mani olabilir, buna izin vermeyin. Eşinizde erken boşalma sorunu nedeniyle size yeterli olamamanın sıkıntısı ile seksten uzaklaşma, cinselliği bir görev gibi algılayarak kaçma durumu söz konusu olabilir. Erken boşalmanın %100 tedavisinin olduğunu, daha fazla haz alabileceğinizi ve bu hazzın verdiği güçle hayatın zorluklarıyla daha kolay baş edebileceğinizi eşinizle paylaşın. Cinsel ilişki sırasında hareketlerinize zaman zaman ara verin ve eşinizin heyecanını yatıştırabilmesi için dinlenmesine yardımcı olun, sizin üste eşinizin altta olduğu pozisyonları deneyin, cinsel hayatınızı renklendirmeye çalışın, kışkırtıcı iç çamaşırlarıyla ve farklı rollerde davranarak onun ilgisini çekmeye çalışın, işe yarayacaktır.
Y. Ş. İzmit