Genel

Genel

Attentioner ile Dikkatimi Topluyorum Programı

Genel, Makaleler

Program Amacı                 : 

Davranışçı terapi elemanları ile desteklenmiş nöro-psikolojik bir program olan Attentioner programı ile;

  • Çocukların seçici dikkatlerini daha iyi toplamaları,
  • Bireysel denetleme mekanizmalarını geliştirmeleri,
  • Arzulanan sosyal davranış biçimlerini kazanmaları amaçlanır.

Programın Etkisi              :

  • Programda beynin sistematik olarak artan düzeyde çoklu uyaranlarla karşılaştırılarak, bilişsel fonksiyonların seviyesi arttırılır.
  • Program ile beyinde yeni aktif yolaklar oluşturulur, eskiyen/hatalı yolaklar yenilenir.
  • Sonuç olarak, işlevsellik onarılır.

Uygulama                           :

Yapılandırılmış 15 oturumluk program; bireysel veya grup olarak uygulanabilir. Haftada bir gerçekleştirilen her bir oturum ortalama 40 – 60 dakika arası sürede uygulanır. Her oturumda ortalama 4 görev ve bir ev ödevi bulunmaktadır. Gizli ev ödevleri ile çocukların farklı sorun çözme becerilerini geliştirmeleri, organize olabilmeleri ve aktivite başlatabilmeleri kolaylaştırılır. Ödül sistemi ve sosyal davranış kartları ile sosyal davranışların gelişmesi, dürtüselliğin önüne geçilmesi hedeflenir. Grup olarak uygulanması ile rekabet ruhuna uygun motivasyonun gelişmesi, ödül sistemi ile davranış düzenlemesi, günlük hayat sorunlarının simüle edilmesi sağlanır.

Hedef Kitle                        : 

7 – 18 Yaş grubundaki çocuklar

Hedef Gelişim Alanı       : 

Attettioner programı ile dikkatin dört yürütücü işlevi olan;

  • Focussing – Odaklanma: (Uyaranları önem sırasına göre sıralayarak gerekli reaksiyonu gösterme)
  • Multitasking – Bölünmüş dikkat: (Aynı anda 2 veya 3 ödevi yapabilmek)
  • Alertness – Zindelik: (Dış uyaranlara yaşa uygun yanıt vermek)
  • Vigilanz – Uyanıklık: (Değişen uyaran serilerinin farkına varmak ve uyaran şiddetinin azalmasına rağmen dikkati sürdürebilmek) alanlarının geliştirilmesi hedeflenir.

Zaman Yönetimi

Genel, Makaleler

Zaman kavramını tanımlamak hakikaten güçtür. Fakat buna rağmen zaman deyince hepimizin aklında bir şeyler belirir. Zamanın akıp gitmesini durduramayız. Zamanı hep saatle ilgilendiririz ama saat sadece güneşin gökyüzünün bir taraftan diğer tarafa nasıl geçtiğini gösterir. Herkese eşit olarak dağıtılan bu zaman kavramını, diğer iktisadi kaynaklar gibi biriktirip daha sonra kullanma gibi şansımız da yok. Goethe’nin de dediği gibi “hırsızların en zararlıları zamanımızı çalan hırsızlardır.”Aslında zaman hızla akan yaşamımız içinde hepimizin en büyük sorunlarından biridir hiç kuşkusuz. Zaman kavramı günümüz itibariyle daha da önem kazanmıştır. Nasıl ki düne göre zaman kavramı önem kazandıysa yarın için de bugünkünden daha öncelikli olacağı kesindir. Bir günde 24 saat vardır ve bu herkes için aynıdır. Farklı olan ise bu 24 saatin kullanış şeklidir. Aşağıdaki tabloda 24 saatin insanlar tarafından genelde nasıl harcandığı görülmektedir.

FAALiYET SÜRE (SAAT

UYKU 8
TEMIZLIK 1
YEMEK 3
SEYAHAT 2
ÇALIŞMA 8
+ ——–
TOPLAM 22

Yukarıdaki tabloya göre bir gün içinde kendimize ayıracak 2 saat zamanımız kalıyor. Birde çalışma saatlerinin genelde 8 saatin üzerinde olduğu düşünülecek olursa, elimizdeki iki saatin gittiği de görülmektedir.
Her sabah hesabınıza 86,400 dolar yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Bunu istediğiniz herhangi bir şekilde kullanabilirsiniz – sadece bir koşul var: Harcamayı başaramadığınız meblağ ne kadarsa, ertesi güne devretmez. Ve onun hiçbir bölümünü her ne nedenle olursa olsun, saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86,400 dolar bulacaksınız.
Farkında olsanız da olmasanız da, yaşamınızın her gününde bu durumla karşılaşmaktasınız. Zaman “banka”dır ve size her gün istediğiniz gibi harcayabileceğiniz 86,400 saniye verilir. Ve bu saniyeleri kullanmayı başaramazsanız, onları ebediyen kaybedersiniz.

Zaman kavramı aslında herkes için aynıdır, yani herkes için 24 saattir. İnsanlar arasındaki farklılıkları doğuran zamanı nasıl kullandıklarıyla ilgili verimlilikleridir. Sahip olduğumuz 24 saati fazlalaştıramayacağımıza göre en mantıklı çözüm elimizdeki 24 saati en verimli şekilde değerlendirmektir. Fakat hepimiz zaman planlaması kavramının çok gerekli olduğunu söyleriz de bir türlü bu işe başlayamayız. Bu durumda yapılması gereken ise, işin en kısa zamanda ve en az çabayla nasıl yapılacağını öğrenmektir.
İşlerini yetiştiremeyen bir çalışan büyük olasılıkla zaman yönetiminden bihaberdir. Mesaisini verimli bir şekilde kullandığı zaman şüphesiz işlerini zamanında bitirebilecektir. “Zaman insanın sahip olduğu yegane sermayedir ve başarını ilk şartı da bu sermayeyi akıllıca kullanmasını bilmektir”

ZAMAN BÜTÇESİ :
Etkili bir zaman bütçesi yapabilmek için en azından aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir.
Zamanınızı bütçeleyin fakat belirli ölçülerde toleranslı olsun.
Olmayacak işlere vakit harcamayın
Yardımcılarınızdan ve elemanlarınızdan etkin bir şekilde yararlanmayı bilin
Kendiniz ve birlikte çalıştığınız insanların özel sorunlarına gereğinden fazla zaman ayırmayın
Açık kapı politikanızı sınırlandırın
İşi bitirdiğinizde bırakmayı bilin
Mali bütçede olduğu gibi zaman bütçesinde de kayıt tutun.
YEDEK ZAMANINIZ OLSUN
Hiç bir zaman her şey planladığımız gibi aynen gerçekleşmez. Bu nedenle çalışma süremizin, ortalama % 60 kadar kısmını planlamamız doğru olacaktır.
Zamanımızın % 100 ‘ünü veya buna yakın oranını planlamamız önceden tahmin edilemeyen, süreleri bilinmeyen durumlar nedeniyle imkansızdır. Bu nedenle bu durumlar için yedek zaman ayırmalıyız.
Zamanımızı planlarken 3 ana kategoride değerlendirmeliyiz.
A- % 60 planIanmış işIer için,
B- % 20 pIanIanmamış aniden çıkan, zaman çaIan durumlar için,
C- % 20 sosyal faaliyetler ( çeşitli özeI durumlar)

ABC ANALİZİ :
Bu analiz öncelikIerin tespitinde kullanılan bir metottur. ABC analizi zaman kullanımında değer analizi yapıIması ile olur. Yapılması gereken tüm işler aynı öneme sahip değillerdir. İşimizi taşıdıkları değerlere göre belli kategorilere ayırmak mümkündür. Örneğin:
A grubundaki işler çok önemIi,
B grubundaki işleri önemli,
C grubundaki işleri daha az önemli. rutin v.s.olarak sınıflandırabiliriz.
Zaman Yönetimi, etkin olabilmek için geliştirilmesi ve rafineleştirilmesi gereken bir dizi beceridir.Zamanı yönetirken akılda tutulması gereken beş temel nokta vardır.
Etkinlik – Zamanı sizin için önemli olan projelerde kullanmak
Esneklik- Başarılı zaman yöneticileri, zamanlarına olan taleplere cevap verebilir ve bölünmeler için hazırlıklıdır.
Gözden Geçirme – Yaptığınız şeyi ve bunu nasıl yaptığınızı düzenli olarak kontrol edin
Odaklanma – Neyin önemli olduğu konusunda net bir fikirle başlayın ve zamanınızı öncelikli kalemlere harcayın.
Taahhüt – Herhangi bir zaman yönetim sistemi, enerji yatırımını ve bunu etkin olarak çalıştırmayı sürdürmek için karallılığı gerektirir.

Aldatma

Etiketler: , , , Genel
aldatma

“Var olan ilişkiyi bitirip, yeni bir ilişkiye başlamak varken, neden bazı insanlar aldatmayı tercih ediyor?” sorusunun her dönemde farklı yanıtları olabilir ve aldatma partnerin başka bir partner olduğunu fark ettiği noktada çiftin hayatını olumsuz etkilemeye başlar.

Genel olarak temelde var olan bir ilişkiyi geliştirebilmek, üretebilmek ve yaşamı paylaşabilmek becerisini geliştirememiş kişilerin kendilerini yeniden ifade etme, dürtüsellikteki anlık hazların sürekliliğini sağlama ve sonsuz bağlanma arayışlarına aldatma diyebiliriz. Aldatma; belki de insanlık tarihinin en eski zamanlarından bu yana değişmeyen bir gündem maddesidir ve son yıllarda sosyal bir yara haline gelmiştir.

İhanet hem kadın hem erkek için de yaralayıcı ve kabullenilmesi güç bir durumdur. Toplumumuzda “erkektir yapar, erkeğin elinin kiri’’ gibi erkeğin aldatmasını meşru gösteren bir yaklaşım da mevcuttur. Kadın da eşini affetmelidir ve yuvasını bozmamalıdır. Ancak kadınlar genellikle eşlerini affetmiş görünseler de, içlerinde aldatılmayı sindirmeleri kolay değildir. Bir kadın için belki kocasının başka bir kadınla cinsel birliktelik yaşaması bir derece kabul edilebilir gibi görünse de, kocasının başka bir kadına duygusal olarak bağlanması veya âşık olması çok inciticidir. Kadının affedemeyeceği bir durumdur. Erkek için de aldatılmak yaralayıcı ve özgüveni sarsıcı bir durumdur. Çiftin arasındaki iletişimin niteliği, aradaki sevgi bağının gücü onların bunun üstesinden gelmesini sağlayabilir ancak aldatılmak mutlaka ilişkide bir iz bırakır.

 

Tüm Aldatmalar Can Sıkar ve Keyif Kaçırır

Aldatma veya aldatılma daha çok duygusal boşluklar nedeniyle yaşanır. Yalnız cinselliğe dayalı bir birliktelik değil cinsellik barındırmayan duygusal bir ilişki de aldatmadır ve aldatmanın sadece kadın erkek ilişkileri bağlamında yaşanmadığı bir gerçektir. Aile, iş yaşamı, arkadaşlık ortamı ve sosyal yaşamda da aldatma veya aldatılma farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Sonuçları açısından ilkine göre daha affedilir gibi görünse de tüm aldatmalar canımızı sıkar ve keyfimizi kaçırır.
Aldatılmak kişide özgüven kaybına, artık yakışıklı veya güzel ve çekici biri olmadığı, eşi tarafından beğenilmediği düşüncesine, değersizlik ve çaresizlik duygularına yol açabilir. Bu duygularla baş etmek kolay değildir. Kişi aldatıldığında eşiyle bu konuyu konuşmalı, eşinin neden buna ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışmalıdır. Eğer bu olayda kendisine düşen bir pay varsa onu çıkarmalıdır. Ancak asıl önemli olan kendi özgüvenini ve öz saygısını yüksek tutmaya çalışmasıdır.

 

Aldatmanın Olmadığı Bir Evlilik Mümkün Mü?

Evliliklerde ve uzun ilişkilerde aldatma kaçınılmaz mıdır? İhanetin yaşanmadığı bir evlilik mümkün mü?Bu konuda da bir genelleme yapmak uygun olmaz, çünkü aldatmada cinsel ve psikolojik ihtiyaçlar rol oynadığı gibi erkeğin ve kadının kişilik yapıları da önemlidir. Her çifti bulundukları şartlar içinde ele almak gereklidir. Mutlaka ki uzun süren ilişkilerde rutin ve monotonluk kadın veya erkeğin sıkılmasına sebep olabilir, ancak çift hayatlarında bazı değişiklikler yaparak ilişkilerini canlı tutabilir. Burada çaba göstermek ve istemek de önemlidir.

 

Bütün erkek ve kadınlar sadık bir eşe dönüşebilir mi?

Bütün kadın ve erkekler olarak bir genelleme yapmak mümkün değildir, Her insanı kendi özellikleri ile değerlendirmek gereklidir. Aldatmaya yol açan faktörler nelerdir? O insanın hayatında aldatma ihtiyacı nasıl bir yer tutmaktadır? Eşin bu durumdaki sorumluluğu nedir? Tüm bu soruları değerlendirmek ve yanıtlarını aramak gereklidir. Bunun için evlilik veya çift terapisi faydalı olacaktır. Eğer çift iletişimi güçlendirip, çatışmalarını nasıl çözeceğini öğrenirse ve cinsel ilişkilerinin de kalitesini arttırırsa aldatma sorunun da üstesinden gelinebilir. Ancak aldatmanın da birçok çeşidi vardır, bunun bir alışkanlık mı yoksa bir defaya mahsus bir durum mu olduğu önemlidir.

 

Elimizin Kiri Namus Meselesi

Aldatmanın kişiler üzerindeki etkileri herkesin olaydan etkileniş biçimine göre farklılıklar gösterebilir. Bazen, insanlar aldatıldıklarını bilmelerine rağmen, partnerleriyle yaşamaya devam edebiliyorlar. Bazıları ilişkiyi anında koparıyor, bazıları ise sürekli gelgitler halinde bocalıyor. Tabi bunda aldatmaya Türk toplumu olarak bakış açımızın da etkisi büyük. Türkiye’de “erkek aldatır ama kadın aldatmaz” gibi bir ön yargı bulunuyor. Yani erkek aldatınca elimizin kiri, kadın aldatınca namus meselesi olarak aldatmayı algılamak ve arkasında yatan toplumsal sorunları görmezlikten gelmek; aldatmanın her geçen gün artarak devam etmesinde en önemli unsurlardan biridir.

 

Evlilik Veya Eş Terapisi

Aldatılan veya aldatıldığını düşünenlerin sorunu görmemezlikten gelmeyip partneriyle paylaşması ve konuşması gerekir. Aldatıldığını düşünenler, “benimle eskisi gibi ilgilenmiyorsun, ilişkimizde sorunlar var, başka birisi olabileceğini hissediyorum, böyle bir sorun var mı?” şeklinde partneriyle konuşmalıdır. Eğer partner başka birisi olduğunu itiraf ederse; aldatılanda öfke, yas süreci, üzüntü, sıkıntı, uykusuzluk, onur ve gurur yaralanması, tedirginlik, özgüven sarsılması ve depresyon dönemi başlayacaktır. Bu dönem kişiden kişiye değişmekle birlikte bir kaç ay sürebilir. Bu dönemde bir evlilik veya eş terapistine başvurulmasını gerekir. Çünkü kurulu bir düzeni yıkmak zordur ve aldatılan kişinin partneriyle bir araya gelerek sadece karşı taraftan değil kendisinden de kaynaklanabilen sorunları çözmek için adım atması uygun olacaktır. Ayrıca kültürel şartlanma da bunu gerektirir. Unutulmaması gerekir ki aldatılma ve sonrasında yaşanan sorunlar çözülebilen bir durumdur. Ayrıca eşin sadakatsizliğinde evliliği hemen bitirmek yerine, yapılan hatayı bir sopa olarak, aldatan kişiye karşı kullanmak yerine; -eşim beni sevmediği için mi yoksa insani bir zaaftan dolayı mı aldattı?- sorusuna bir evlilik terapistinin nezaretinde yanıt aramak ve kar zarar analizi yapmak doğru bir yol olacaktır. Çünkü bir çıkış yolu her zaman vardır. Sevgiyi, güveni ve saygıyı artırıcı çözümler bulmak o kadar da zor değildir. Her iki tarafta şu soruyu kendisine sormalı; “bu olay bize ne öğretti?” Bu konuda samimi yanıtlar veren çiftler evliliklerini yeniden yapılandırabilir ve eskisinden daha mutlu olabilirler.

Hamilelik Döneminde Çocuğun Gelişimi

Etiketler: , , , , Genel
hamilelik dönemi

Doğmamış bebeğin duygusal gelişimi, ebeveyn olmanın özellikle de anneliğin anlamını ve önemini derinleştirip zenginleştiren bir konudur. “Doğum öncesi psikolojisi” adı verilen heyecan verici bir disiplinin yükselişi sayesinde, anne karnındaki bebeğin duyguları dikkate alınmaya başlandı. Şimdi artık, gebeliğin altıncı ayı ya da daha erken bir dönemde, anne karnındaki bebeğin, bilinçli olmayan ama tepkili ve aktif bir duygusal yaşama sahip olduğu bilinmektedir. …

KENDİLİK ALGISI ANNE KARNINDA BAŞLIYOR!

Anne karnındaki bebeğin farklı bir seviyede olsa da, görüp duyabilen, deneyimleyebilen, ilkel seviyede rahim içinde öğrenebilen ve hissedebilen bir varlıktır. Anne karnında başlayan hissediş ve deneyimler zamanla çocuğun kendisiyle ilgili algılarını, beklentilerini ve davranışlarını belirlemeye başlar. Yani çocuğun kendilik algısı anne karnında başlıyor. Bir çocuğun kendini nasıl gördüğü ve bunun sonucunda da, mutlu ya da mutsuz, saldırgan ya da aşırı uysal, kendine güvenli ya da güvensiz veya endişeli davranması kısmi olarak, ana rahminde kendisi hakkında aldığı mesajlarla ilgili olabiliyor.

HAMİLE KADINLARIN ÇOCUKLARINA KARŞI HİSLERİ OLUMLU OLMALI!

Çocuğu şekillendirici mesajların asıl kaynağının annedir. Hamile kadının yaşadığı her endişe ya da huzursuzluk çocuğa yansımaz. Ancak çocuğa etki edenler vardır ve bunlar derin ve yerleşmiş duygu kalıplarıdır. Annelik hakkında duyulan derin bir huzursuzluk ya da ikilem, yani bebeğin istenmemesi veya cinsiyetinden duyulan rahatsızlık, doğmamış bir bebeğin kişilik gelişimi üzerinde derin bir yara bırakabilir. Diğer yandan hayatı güzelleştiren mutlu, coşku ve pozitif beklentiler, bebeğin duygusal gelişimine pozitif katkıda bulunur. Almanya’da yapılan bir araştırmada, hamilelik ve doğum sırasında 2000 kadın izlenerek, anne tutumunun bebek üzerinde müthiş etkileri olduğu görülmüş. Aynı ekonomik sınıftan, aynı eğitim düzeyine sahip deneklerin hepsi aynı şekilde doğum takiplerini yaptırmışlar. Onları ayıran tek faktör, bebeklerine karşı tutumları olmuş. Sonuç olarak, bir aile kurmayı hevesle bekleyen ve hamileliklerini huzurlu bir şekilde geçiren anneler, bebeklerini benimsemeyen annelere göre doğumda ve sonrasında fiziksel ve duygusal olarak çok daha sağlıklı olmuşlar. Tabi bu durum çocuklarının daha huzurlu ve mutlu olmalarına da yol açmış.

DOĞUM ÖNCESİ PSİKOLOJİSİNE DİKKAT!

Anne adaylarının kaygılarını paylaşmaları ve çözüm aramaları önemlidir. Fiziksel olarak yaşanılan rahatsızlıklar ve problemler anneyi hamilelikten soğutmamalı, doğacak bebeğin mutluluğu ve bu problemlerin kısa süre sonra biteceği düşünülmelidir. Bebeğe iyi bir anne olup olamama kaygısı, iyi bir gelecek verememe korkusu, sağlıklı bir doğum gerçekleştirememe endişesi annenin aklını sürekli meşgul edebilir. Oysa bu düşünceleri uykularını kaçıracak kadar büyütmek yersizdir. Çünkü doğum sonrasında bebeğini kucağına alan annenin düşünceleri tamamen değişecek, ona dokunmanın verdiği heyecanla bu endişeler silinecektir.

ERKEĞİN HAMİLE EŞİNE DESTEĞİ ŞART!

Hamilelik boyunca annenin, bebeğin dış dünyaya açılan penceresidir. Anneyi etkileyen her şey, bebeği de etkiler. Ayrıca, anne adayının eşi ve ailesi ile olan ilişkisi, bu dönemin sağlıklı bir şekilde geçirilmesinde önemli bir yer tutar. Dolayısıyla anne adayı, korkularını, kaygılarını ve mevcut sorunlarını özellikle eşi ile paylaşmalıdır. Anne ve baba, ebeveyn olma sorumluluklarını birlikte üstlenmelidir. Bir annenin, eşi tarafından yaratılan mutsuzluğu ve endişelerinin derinliği, karnındaki bebeği etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bu yüzden, doğmamış bir çocuğa, hamile eşine kötü davranan ya da ihmal eden bir baba kadar zarar veren çok az şey vardır. Bu nedenle babanın rolü de, anne için ve dolayısıyla bebek için oldukça önemlidir. Eşin, anne adayına olan duygusal desteği, onun kendine güven duymasını sağlar. Böylece, anne adayının sağlıklı psikolojik durumu, bebeği de olumlu yönde etkiler. Eş desteğinin yanında aile ve arkadaş desteği de önemlidir. Bazı problemleri eş yerine, tecrübeli bir anne ya da hamilelik konusunda deneyimli bir arkadaş yardımı ile çözmek daha kolay olabilmektedir.

BEBEKTİR ANLAMAZ DEMEYİN!

Annenin düşüncelerinin, sevgisinin, reddedişinin veya ikilemlerinin bebeğinin duygusal yaşamının şekillenmesinde önemli bir yer tutar. Bebekte gelişen güven ya da güvensizlik onun iç dünyasına yerleşir ve bu dönemde sahip olduğu duygular gelecekteki karakterine yansır. ‘Bebektir anlamaz!’ demeyin. Bu nedenle, anne adayının psikolojisi ve ruhsal durumunun normal ve normalin üstüne seyir etmesi, hem onun rahat bir hamilelik geçirmesini hem de doğum sonrası bebeğinin ruhsal durumunu olumlu derecede etkilemektedir.